h1

Üzgünüm Büyüyorum

10/04/2010

Soğuk kokardı buram buram odam.. Büyükannanemden kalma tahta sandığımı açtım büyüdüğümü anladığımda korkarak. Eskiden oyun oynamak için saklanırdım içine, seneler sonra anladım çocuklugumu orada unuttuğumu..

Naftalin kokulu elbiselerim cıktı önce.. Elimi sürüp onlara da büyümüşlük katmaya kıyamadım. Bir yanımın çocuk kalışıydı o sandık benim. Ama hiç açamadığım.. Güneş tıkmıştım içine parktan geldigimde.. Kumlu ellerimi ağzıma götürmüs tadı var, düstüğümde sızlayan dizimin acısı, bitmeyen salıncak sıraları var. Sırasını bekliyorum yıllardır.. Binsem hic inmeyecegim çocukluk salıncağının..

Oyuncaklarım çıkıyor sonra, babamın en ince mutlu etme ve en has, en öz babalık duygularıyla yokluk icinde zar zor varedilip alınmış oyuncaklarım.. Alındıklarında delice sevinmiştim sahi şimdi neden gözlerimi doldurdular?

Ellerim bu eldivene sığacak kadar küçükmüydü? Ne ara bu kadar büyüdüler..
Kış mevsimi geliyor simdi de aklıma. Hani o dondurucu soğukta en yakın arkadasım olan babamla kartopu oynamaya cıkardık ya.. Simdilerde kar bile yağmıyor buralara. Hatırlıyorum 5 yaşındayken babamla suan elimde duran minnacık eldivenlerimi evde unutmuş, arabaların üstünde kar bırakmamıştık kahkahalarla. Eve gelince içi odun dolu sıcacık sobaya yapıştırıvermiştim elimi. Şimdi yine hissettim aynı sızıyı yavaşça. Çocuklugumda kaydı bu ellerden aynı yavaşlıkla..

Bakkal amcam, bisikletim, pastel boyalı resimlerim, hepsi çıktı sandıktan sonra, tıka basa dolu yalnızlığımı hatırlatmak için bana.
Hastalıklarım vardı. En ufacığında üzüntüden kahrolan annem babam..
Kardeşim olacagını duyguduğum gün vardı asıl uçta. Benim için en büyük değişimdi belkide. Ama hiç oyun oynayamadım onla da.. Ne tasolarımı gördü, ne saçları kurdelalı bebeklerimi. Ama sırdaşım oldu, ablalık duygum oldu, geç gelen mutluluğum oldu.

Sandık bosaldıkça büyüdüm. Sandık boşaldıkça harcadım herşeyi.
Şimdi eskilerden ufacık bir iz yok. Sandık dahi..
Ama asla unutmam odamın tam ortasında duran büyükannanemden kalma sandıgı..
Şimdi nerede, kiminleysen, sana bu yazı yalnız sandık (!)..

h1

*

26/03/2010

Vicdan denen şey, insanın en soyut intiharı..
Kaç kez öldüğünün farkında olabilmek,
kurtuluşa uzanan en sağlam el..
Bundan bihaber olmak,
zaten yaşarken ölmek.
Kaç eli görmezden geldiğini bilmek,
bile bile ölüme gitmek.
Gizem Oluş.

h1

?

23/03/2010

Kendimi yanlış kurulmuş bir cümle zannediyorum.

h1

Okumaya Kıyamadığım Şiirler*

23/03/2010

SEN İSTANBUL KOKARDIN

Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul’un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim..

Göklerden hicran yağdı, İstanbul’lu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın

Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi…
Utanır, intihar ederdi ölüm,
Hayata rest çekip ağladığımda,
Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi…
Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda,
Kah aşkı yağan kar tanesi
Kah Leyla tüten rüzgardın
Zambak gibi leylak gibi,
Sigaramda duman gibi
Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın

Dayadım ondörtlüyü İstanbul’un şakağına
İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum

Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece
Sensizken, İstanbul’da bir kez olsun gülmedim
Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri
Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
Aşkından hatıra dedim göz yaşımı silmedim
Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim

Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli yürek ‘sen sen’ diye atıyor
Oy gece gözlüm oy, İstanbul seni kokuyor

Serdar Tuncer*

*

PİA

ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia’yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia’nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia’nın

ölsem eksiksiz ölürdüm..

Atilla İlhan*

*

Sen YOKTUN

Kar kesti yolu
sen
yoktun.
Oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı.

Gemiler geçmiyor uçaklar uçmuyor
sen yoktun.
Karşında duvara dayanmıştım
konuştum konuştum konuştum
ağzımı açmadım.

Sen
yoktun,
ellerimle dokundum sana
ellerim yüzümdeydi.

Nazım Hikmet*

*

SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Binmediğim hiçbir otobüs,
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde.
Gittikçe azalıyor hayat.
Neyi erken yaşadıysam,
Hep ona geç kalıyorum.

Sana göçüyorum her sonbahar.
Yolların çıkmıyor aşkıma.
Unuttuğun yağmurların adı saklımda.
Seni içimden terk ediyorum…

Susmaktan yoruldum.
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri,
Efkar demliyorum gözlerimde.
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum.
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi.
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp,
Seni içimden terk ediyorum…

Ne unutacak kadar nefret ettin,
Ne hatırlayacak kadar sevdin!
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin,
Biliyorum.
Beni hep bulmamak için aradın.
Yanılgımdın,
Yandığımdın,
Yangındın…

Sensizliğe yenilmek,
Sana yenilmekten zor olsa da,
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum…

Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık;
Tamamlayamadık bizi.
Elimden tutmadın yalnızlığımın,
Saçlarımı da uzaklarına gömdün.
İçimin mavisi senin okyanusundandı.
Al! Geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun.
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim,
Sana bensizliği terk ediyorum.

“Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın” demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin,
Acımı dindirecek olan da…

Ya öldür beni dedim,
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim.

Aldırmadın aldırmalarıma.
Bir gecede yakıp yarini,
Şafaklara sattın ihanetini!
Külüme basanlar bile utandı yaptığından.

İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum…

Kahraman Tazeoğlu*

*

AĞLAMASAM

Bir sabah hıçkırıkla uyansan
Pencerelere koşup güneşi arasan
Umudun kenarını kemire kemire
Akşamı alsan odana
Beni ne kadar seversin kim bilir…
Sonbahar olsan, bütün kış sana ısınsam
Yağmur düştüğünde pencereme
Geldiğini anlayıp koşa koşa
Kısa kollu yüreğimle yollara koşsam

Döktüğün yaprakların kuruluğuna aldırmadan
Avuçlarıma alıp yüzüme sürsem
Gözyaşlarımla yaprakların ıslansa

Bu sonbahar gelsen
Gelsen de artık ağlamasam…

Ceyhun Yılmaz.

*

BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI

Senin adını
kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.

Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak…

Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.

Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime
yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eski
acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.

Yüzümü kızartmıyor benim
onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan
oluşu.

Belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
Belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır…

Saat beş, karıcığım.
Dışarda susuzluğu
acayip fısıltısı
toprak damı
ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
bir sakat ve sıska atıyla,
yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.

Bugün de apansız gece olacaktır.
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
bu ümitsiz tabiatın
ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
Yine o malum sonuna erdik demektir işin,
yani bugün de mükellef bir daüssıla için
yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
Ben,
ben içerdeki adam
yine mutad hünerimi göstereceğim
ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla
yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı
seni böyle uzak,
seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
kafamın içinde duymak…

NAZIM HİKMET*

*

DAHA AZ SEVİYORUM SENİ

Daha az seviyorum seni
Giderek daha az
Unutur gibi seviyorum
Azala azala

Aramızdaki uzaklığın karanlığında

Geceler kısalıp,
Gündüzler uzuyor öyle olunca
Daha az seviyorum seni
Kendini iyileştiren bir yara gibi
Daha az
Ve zamanla

Sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
Uzak dağ kışlalarında
Görmüyoruz birbirimizi
Usul usul sis iniyor
Kopmuş yollara
Işığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda
Üzerini örtüyorum senin
Bir çığ gibi uyuyorsun rüyalarımda
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken
öğreneceksin bunu da

Artık daha az seviyorum seni
Unutur gibi, olur gibi daha az
Yeniden ödetiyorum kendime
Önce aşkın öğretemediğini
Kolay değildi
Yalnızca sevgilimi değil,
Evladımı da kaybettim ben

Kaç acı birden imtihan etti beni
Bir tek gece vardır insanın hayatında
Ömür boyu sürer nöbeti
Bu da öyleydi,

İyi ol, sağ ol, uzak ol
Ama bir daha görme beni

Murathan Mungan*

*

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Ahmed Arif*

*

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya*

h1

Acı Portakal Suyu

22/03/2010

Bazen insanın evden çıkma isteğinin minimum seviyede olduğu günler vardır* diye yeni yetme, yazı yazma çabasıyla çırpınıp duran (hatta sınıfımda bir tane mevcut, yazılarımı okuyup feyz alır falanfilan.) denyolar gibi yazmayacağım. Bu bir gönderme midir? Hem de en iğneleyeninden.
Hasta olduğum zamanlarda değil evden, odamdan hatta yatağımdan dahi çıkmak gelmez içimden. İsterim ki suyum, aşım, çöreğim ayağıma kadar getirilsin.
Sabah 6′da aşırı iğrendiğim telefon sesiyle tek gözümü açtım. Diğeri zaten yastıkla bitişik olduğu için açamıyorum, neyse. Kafamı kaldırdım, annem ışığı açmazsa uyandığım asla söylenemez. Açmadı o da. Yine koydum kafayı, kendimce 10 dakikacık daha yanağım yastıkta durursa dünyanın en mutlu insanı benim.
Sonra baktım ki kıyafetlerimi bulamıyorum, ayaküstü dolabımı indirdim aşağı. Oyalandım, evin içinde bir kaç kez tur attım. Annem portakal suyu sıkmış, içmemek için binbir bahane ürettim. En sonunda aklıma geldi ki saate bakmak. 5 dakikam kalmıştı sadece evden çıkabilmek için. Alelacele giyindim. Banyoya daldığımdaysa resmen kısa metrajlı korku filmi içinde buldum kendimi. 3 gün önce maşa yapılmış, düzleştirilmemiş, yıkamaya üşenilmiş saçlarıma baktım. İçimden bir küfür patlattım. En sonunda aldım elime tokayı saçma salak şekilde tutturdum montumu giyip dışarı fırladım.
Ama içim inanılmaz rahatsız, ilk kez bu kadar salaş ve dağınık şekilde evden çıktım. Ayrıca deli gibi hastayım ve sümüklerim saniyelik akış hızını fazla zorlar durumdaydı. Sesim hala, ses ne ya, ses falan kalmamıştı. Konuşmaya dahi mecalim yoktu.
Ve en büyük saçmalık mp3 çalarımı evde unutmam diye düşünürken otobüsü kaçırmam da saçmalık dizisinin yeni bölümü oluverdi.

Okuldan çıktım arkadaşımla, o halde ne cesaretse alışverişe gittik. Ellerim cebimde, kafama şapkamı geçirmiş, bir sağa bir sola, öksürük eşliğinde, saçları rüzgardan iyice dağılmış, sinirlenmiş tokayı fırlatmış şekilde yürüyorum. Karşıdan gelen entel görünümlü denyo bacağıma kitleniyor, önemsemiyorum yürümeye devam ediyorum. Mağazaya giriyoruz, tezgahtar çocuk bacağıma gözlerini dikiyor, önemsemiyor gibi yapıyorum. Daha sonra arkadaşımla işimizi halledince vedalaşıp ayrılıyoruz. Yürümeye devam ediyorum, karşıdan kucağında bebeği olan bir adam bacağıma bakarak yürüyor, sinirleniyorum. Kafamı eğip bacağıma baktığımda basıyorum meydanda kahkahayı. Sabah aman küçük diyip önemsemediğim çorabımın kaçığına olan ilgi beni kahkahaya boğuyor. İnanılmaz eğlenceli bir şey farkediyorum. Yani ortalama 2 3 milimlik bir kaçık insanların ilgisini neden bu kadar çekmiş anlayamıyorum fakat yürüdüğüm süre boyunca herkesin gözü direkt oraya kayıyor bu şahsım tarafından denendi onaylandı gerçekten deneyin emin olun böyle oluyor. Bu bana eğlenceli gelince başlıyorum yine yürümeye, biri bakınca basıyorum yine kahkahayı, o da gülüyor. Böyle tramvaya kadar gülüyorum.

Sonra jetonumu atıp ilerliyorum tramvaya binme amaçlı. Oturayım bari burada rezil olmayayım diye düşünüp yürürken karşımda iki çocuk uzaylı görmüş gibi bana bakıyor. Hem de çorabımın gözükmediği halde. Bende arkama bakıyorum, sonra açıkta bir şey mi var gibisinden kendime bakıyorum. Hala ilk kez insan görmüş gibi bakıyorlar, e tutamıyorum basıyorum kahkahayı. Malumunuz laubali gençler de gülüyorlar. Yalnız biri fazla sesli düşünüyor, diğeri sessiz harflerle konuşurken öbürü megafon yutmuş gibi pöykürüyor. Biniyorum, yanımda bitiyorlar tabi. Kafamı çeviriyorum, megafonlunun konuşmaları istemesem de beynimin içine içine sokuşturuluyor. “Abi ben bunla konuşuyorum bilmemkimin msn’in de bilmemkimin adına” diyor zekasız. Komik kısmı bunları söylerken arkadaşının kulağına eğiliyor, fakat bizzat bütün tramvay şahit konuştuklarına. Sonra kapıya doğru yöneliyorum inmek için, pöykürmeye devam ediyor “abi inicek galiba gidiyor, gitti lan.”

Gidiyorum, gülüyorum yine gidiyorum.
Herşeye, herkese gülüp geçiyorum,
Bir yerlerde, herhangi bir zamanda hep giden ben oluyorum. Mutluyum bu yüzden.

Gitmeyi de, geride kalmayı da beceremeyenlere.. :)

h1

Uzak

15/02/2010

Hayat
Beni nasıl bir hale getirdiyse
Artık ben değil
Herşey, herkes
Benim peşimden koşmakta.
Artık
Ben onlara değil,
Herşey, herkes
Bana yetişmeye çalışmakta.
Arkama baktığımda
Herşey, herkes..
Sanki;
Çok uzakta..

h1

Üzüldük mü?

15/02/2010

Çoğu insanı kırıp döker, her toplamaya çalıştığında eline batardı minicik, görülmeyen parçaları.
Yaşayıp tükettiklerini düşünenlere inat, yaşayıp çoğaltırdı sevgiyi; verselerdi eğer.
Hiç fırsat sunmadılar, hiç elinden sevgiyle tutmadılar,
Elinden tutanların diğer eli hep boğazındaydı.
Sunmadılar önüne ne heyecanla kapılacağı bir hayat, ne masum bir sevgi.
Güvendiremediler kendilerine,
Çoğu insanı kırdı, üzdüyse de
Özünde iyi bir insan olduğunu kanıtlarcasına her defasında ağladı usulca.
Kimse umursamazdı aslında,
Onun süzülmeseydi gözyaşları yanaklarında.
Kimse takmasa da; içlenir üzülürdü; üzdüklerinin haberi olmadan.
Bilemezdi ki burada kimdi üzülen.
Her üzdüğünün mü acısını yüklerdi hayat ona?
Ama o bilirdi ki acıydı insanı insan yapan.
Onlar bilmese de;
bilirdi işte.
..bir işe yaramasa da.

h1

Saçma

10/02/2010

Selaaaaaaaaaaam =D
Samimi bi yazıyla daha karşınızdayım. Bu sefer ağlayarak falan yazmicam. Hem ben ağlayarak yazı yazmamki. Türkçe*yi güzel kullanmaya da çabalamicam nası konuşuyosam öylecene yazıcam ve yazıyorumda. Siz sevgili okurlarım nerden çıkıyosunuz inanın kestiremiyorum. Hani öyle çokça reklamımda yok. Okunulması için bi çaba göstermiyorum bu ara fakat ziyaretçi sayısı onunla ters orantılı. Nerden çıkıyoosunuuuuuuz bunu merak ediyorum hah. Şu sıralar bu sitenin ziyarete değer bi yanı yokki. Yazamıyorum. Yazmak dışında herhaltı yiyyorum ama. Sabahtan akşama kadar oyun oynuyorum,geziyorum,tozuyorum ama yazmıyorum. Bugün tesadüfi şekilde duygusal bişeyler yazmak zorunda kaldım inanırmısınız hemde saat 07:30*da. Ve ben bunu hep yapıyorum da yine yaptım yazıyı okuduktan sonra dedimki OĞĞĞĞĞĞĞLUM BEN NASSSSSSI YAZIYORUM YAAAU. Oturup kafamı verebildiğimde asıl çıkıyo güzel şeyler de. Ben böyle yolda cafede ayaküstü yemek yerken otobüse yetişmeye koştururken falan yazarsam ı ııııh olmaz.
Biir sürü kitap fikrim var. Yazmaya çalıştığım bi kitabım da var. Ama zamaanım yok işte bu çok acı ki yoook. Bi de çok zamanım varmış gibi haftasonlarına iş peşinde koşuyorum.
Neyse yani şimdi burası hiç mühim değil ya işte neden yazdımki bunu bilmiyorum saolun ama hani okuyosunuz bunuda okudunuz ama bu size hiç bi cacık kazandırmaz**.
Bu yazı
bigün
bu siteye devamlı, planlı programlı yazılar yazabiliceğimin habercisi.
Desem de inanmayyın. Benim hayatımda kaç tane şey planlı ki buraya oturucam günü gününe yazı yazıcam. peeh çok beklersiniz.

şimdi size mükemmel bi şairin yazısının canını alan canalan can bırakmayan kısımlarını sunuyorum.
-Neden giderken bütün acıyı, bütün istanbulu bana yükledin de gittin?
-Ama olmadı. Bana ne sen gel dedin, ne ben kendimi zorla sevdirebildim. Sonunda sen gittin.
-Yüzüne dokundum, kaç kişinin elleri eridi yüzüne dokunduğunda?
-..ve sana sadece kendimle okuyabileceğim yazılar yazdım.
-Sana yüzlerce, gitmemelisin çünkü..yle başlayan cümle sundum;içimden.duymadın,duyuramadım.

ve son olaraaak.
Biliyorum, bir perşembe günü hiç bilmediğimiz o kapı eşiğinde, yine aynı yağmur eşliğinde, aynı sıcaklıkla sarılırız, yine. Biliyorum.. Seni terketmediğimi biliyorum. Terketmek böyle olur. Sen terkettin, beni değil. Bizi terkettin..

nası yazmış sayın şair.
kimki bu.
kim ulan bu.
bulursanız bana da söyleyin
çok sevdim ben bunu.
kihkih.

yazımda yayımda yapımda yaptırımda yaptıranda yaptırılanda yazmaya gayret etmeye kalemi kağıdı üretmeye damdan düşürmeye damdan düşer gibi yazı yazdırmaya cümlenin sonunu toparlamamaya emeği geçen o güzide kişiliğe BİZZAT KENDİME ULAN. teşekkür ederim.
seni seviyorum kişiliğim
çok kişiliksin
aşırı.

*ha bu yazıya özel bu Türkçe katilliği.
*07:30 okula yetişmeye çalışırken
*bu yazı okunmaya değer değil kısaca. OKUMA.
*biraz geç mi oldu nee.
*küçükken de en sevdiğim şarkıcı kendimdim?

h1

Git

28/01/2010

Gitme diyemeyişim,
Git demek istediğim anlamına gelmez.
Hem sen gitmeyi beceremezsin ki. Gitsen bile, tamamen gidemezsin ki, bir yarın, ailen, yaşadıkların, anıların kalıverir burada. Hem gitmek öyle kolay mı sanıyorsun?
Gidemezsin. Gittiğini sanırsın.
Arkandan gelmez kimse senin. Kimse de üzülmez sana. Gitsen nolur ki? Kim özler seni, kaç kişi? Ben söyleyeyim. Kimse özlemez seni. Kimse yokluğunu farketmez bile. Ben hele, hiç farketmem gittiğini. Binbir kıyamet koptuğunu sanarcasına gidişin, en az beni ilgilendirir haberin olsun. Beklemem, bir gün’le başlayan cümleler kurmam, geleceğini ummam. Hem gelsen banane, kalsan banane. Hayatın boyunca dikine kararlarla yaşamadın mı? Hiç ilginç gelmedi bana bu kaçış fikrin. Uzaklaşamazsın, kaçamazsın, kaçmayı bile başaramazsın. Elin ayağın dolaşır oralarda, yanlış yollara saparsın. Başka insanlardan medet umarsın. Bananeki naptığından dahi. Orada bulursun kendine göre birini. Çok geçmeden oda bırakır seni. Sonra sen pişman olur geri dönmeye de kalkarsın. Sonra döndüğünde hiç birşeyi aynı bulamazsın. Sahi..
Pişman olup döner misin geri?
Gerçekten gidecek misin ki?
Üzülmüyorum canım. Üzülmemi gerektirecek durumumuz bile yok. Hem.. Sen çoktan gittin ki benden. Bu fiili gidiş neye sebep olabilir ki?
Giderken, en çok hangi günü alırsın yanına? Bir gün, akşam karanlığında, herkesin ortasında beni kucağına alıp koşmuştuk ya, kahkaha attığımda daha çok dönmüştü koca karıların yüzleri bana. Sağa sola çarpıp, içmeden sarhoş olmuştuk, düşünmeden konuşur olmuştuk.
Bunların önemi yok aslında şuan.
Gidersen hatırlar mısın diye merak ettim sadece.
Daha onlarca gün, yaşanılan bir sürü olay. Bunlar gitmene engel olur mu acaba?
Ben gitme, kal diyemesem de sana
Bu gitmeni gerektirmez ki ama.
Ağlamam, hiç ağlamam gidersen.
Hangi gün gidecektin? Bak onu bile unutmuşum.
Çarşamba günü sıradan bir gün olacak ama emin ol.
Gitmeme ihtimalini kesinlikle düşünmeyeceğim bile. Elim telefonda beklemeyeceğim. Gelmeni beklemeyeceğim.
Git nereye gidersen, kiminle gidersen.
Elinde avucunda saçma hikayemiz, dudaklarında söylediğim çok dalga geçtiğin saçma şarkı, yüreğinde kocaman boşluk, bedeninde küçücük bir ağırlık. Canın acımadan git. Bunlara kafanı hiç yormadan. Ben düşünürüm de sanma. Senden sonra işim olmaz hiç bunlarla.
Cüzdanımda asla durmaz, ilk gittiğimiz sinema biletimiz.
Biletin alınış hikayesi artık güldürmez beni. Hatta onu bile unuturum merak etme.
Giderken şu anılarını da topla git. Tamamen git.
Geçtiğimiz yollardan, sokaklardan kaçarcasına git.
Yenilerine alıştır kendini. Yeni insanlar bul. Git başkasını bul.
Umursamıyorum işte
Umursamıyorum ama.
Sakın bana benzetme onu. Benimle aynı yere koyma. Bana baktığın gibi bakma. Ellerine öyle sıcak dokunma. Üşüdüklerinde beni anımsama. Onlara aşık olduğunu sanma..
Hepsinden önemlisi.
Kurduğumuz hayallerin içine onları koyma, evimize bir başkasını sokma..
Gidersen, bunları yapma
Ama gitme
Neden bilmiyorum, inan nedenini hiç bilmiyorum. Ama gitme, işte.
Belki bir gün, bir işe lazım olursun diye.
Hem ailen merak etmez mi seni?
Özlemez misin onları?
Bence gitmen çok gereksiz. Gitme, boşu boşuna özlem çekme. Oradakilere alışmak için çabalama hiç.
Kal burda, kalanlarla. Özleyeceklerinle, sahip olduklarınla. Yaşadıkların, tanıdıklarınla.
Benim için değil
onlar için kal.
Gitme,
söyleyemesem de
sen
bunu
duyamasan
bilemesen de.
Gitme.
Benim için gitme.

h1

Gitmelerine..

22/01/2010

Benim;
İdama mahkum satırbaşlarım vardı.
Ucu;
Keskin kader yazgılarım.
Bileylenmemiş bıçak gibi;
Sevgililerim vardı.

Zor bilirdim denizaşırı yol varmayı;
Adalarına düşmeden önce..

İntihara sürükledi kelimelerimi;
Şiir ahenkini aratmayan ses tonunun gizemi.
Yanıma alacak üç şeyim bile yoktu;
Sen haricinde..

Zor bilirdim zor,
Kendi sokağımdan başka;
İstanbul sokağını
Senin sokağını;
Kendi evim benimsemeden önce..

Bıçağımı en kör yerinden batırdım; gitmelerine..
Söküp atamayacağın derin izler bıraktım; hiçbiryerine..
Sen gitsen..
Paldır küldür dökülür her yerim de;
Gelmeden gitmek;
Pekte uymaz fiziğe..

GizemOluş.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.